8.09.2010

Kontrol Siste'm

Hep düşünüp durdum :
Ya kahve dökülürse
Ya ıslanırsa boş defterim
Ya-zamassam
Ya-zacaklarımı
Ya-karsam bacaklarımı
Hep düşündüm
Durdum !

( 04.08.2010 )

Düş !

Düşünce değerlidir
Düşünce düşünürsün
Düşünce değerlenir hayat ...

( 19.07.2010 )

1.09.2010

Karabasan

Az evvel dedemi hatırladım
Gözleri açılmamak üzere kapandığında
nasıl da yağıyordu kar
Ne yağmak ama !
Aynı dakika sanki , biraz muğber
Dolandırıcı o günü saymassak
Hep enerji vericiydi aslında kar
Fakat
artık acı verici olmasından kısa bir girişle başlarsak
Herşey ne kadar da değişti ...
Üşür oldum her bir tanesiyle
Trafikte kazalar , kaçan dersler
Belki
kaçan bir hayat vardı artık tanelerin birleşmesiyle
' Karı seviyorum' bile diyemez oldum
Yanlış anlaşılacağım diye
Uğursuzlaştım ...
Rahmetli
'her bir kar tanesiyle
bir melek iner yeryüzüne' derdi
Uğursuzlaştım , yakalayamadığımdan rahmeti

Herneyse !
Lüzumu yok geçmişten bahsin
Sanırım bu geceyi de kartopu oynayamadan
Giryan gözlerime elzem olan uykusunu vermekle geçireceğim
Olsun!
Sabah " Cedric " 'i izleyeceğim
ve diyeceğim ki en büyümemiş halimle :
Yirmi bir yaşındaysanız
ve
ODTÜ ' de bir mühendislik fakültesinde okuyorsanız
Bu da yetmez gibi aşıksanız
İnanın kar , vicdan azabının ta kendisi

28.08.2010

eket

Ben odaklı sesler ıraksarken
Işık dinlenmeye çekiliyor
Adam sessiz
Yürümeye bırakıyor ayaklarını
Dudaklarını ısırıyor , dudaklarını
sessiz adam ...
Yürümek zorunda biliyorum
En büyük sırrımız bu
Bir çığlık gibi sessiz , sır
Adam sessiz adamlığından
Sessiz adam ,
bir sır adım adım ...

27.08.2010

1

Burada ve güzeldiler
Güzel ama yalnızdılar
Yalnız ve kibirliydiler
Kibirli ama kibardılar
Kibar ve ölüydüler
Ölü ama buradaydılar

(30.12.2008)

26.08.2010

talji

Merdiven dayamışım yirmi bire
On dokuzundan beri dul
On yedisinden beri yanlışlarının farkında
On altısından beri bildiklerinin ardında
On dördünden beri hasret yirmilere ...

Dayamışım merdiveni yirmibire
Özlem duyarken
herşeyin gerçek sanıldığı
bire ...

(22.03.2009)

23.08.2010

Şarap Kırmızı

Temiz içmek asla bir kadınla olmaz
Mutlaka halihazırda bir yara vardır
Arkadaşlık kadındadır o akşam
Ve gülmek , kan tadındadır
Temiz içmek asla bir kadınla olmaz
Bütün beyazlar kızarıverir
Lekelenir gömleğin
iliklerken kadını
Temiz içmek
Kaçak bir bahar günü
Yalnızlığa bırakmaktır
son yudumun tadını
Son yudum
son nefes kadar ölümcül
Ve bir o kadar paylaşılası
Temiz içmek , tek şartlı :
Gözyaşı ...

(22.03.2009)

20.08.2010

İnice

Hiç çiçek kokan bir deniz gördünüz mü?
İşte o benim sevgilimdir
Sesi dünyanın en huzur verici
en dinlendirici sesidir
Okşaması
hissedilmeyecek kadar narindir
Bakarsanız
sonsuz bir ufuktur kendisi
Gözünüzü kapatırsanız
dalgadır

Hiç deniz kokan bir çiçek gördünüz mü?
Görmeyin !
İşte o benim yalnızlığımdır !

(29.05.2009)

14.08.2010

Teknoloji

Işıkları gördüm , kimsesizdiler
Gözünü kısmak zorunda olanlardan
Daha az sevimsizdiler ...

Al Takke Ver Külah

Hiç senin gibi biri olmayı istemedim
Beğendiğim yanların olmuyor değil
Çoğu insanın aksine
İnsan oldukları için seviyorsun insanları
Değerliler gözünde
Parayı yalnızca araç olarak görüyorsun
Buraya kadar iyisin hoşsun
Ardından başlıyor sorunun

Anlaşılmazlıkların kördüğüm
Her kördüğümünde gördüğümde seni
Soluğun amacı para olanların yanında bitiyor
Vücut satın alıyorsun
Ve aynalardan köşe bucak kaçıyorsun
Yetmez gibi
Acıyorsun satılık vücutlara (!)
Utanması gereken onlarken
Yüzü kızaran sen oluyorsun
-Al takke ver külah-
Düğümün bandajları açılıyor zaman zaman
Senden benden iyi görüyor , yeminle
O , zaman zaman zamanları
Sana cicili bicili bir pakette sundukları
Satılık vücutların faturasını
Elhamdülillah öğrenciyim diyerek
Koyuveriyorsun sandalyenin üstüne
Oturmazdan hemen önce

Hiç senin gibi biri olmak istemedim
Doğumunla başlayan bu döngüde
Adının 'Ergin' koyulmasından tut da
Son gerginliğine kadar
Hiç hesapta olmayan bir 'malesef' le
Bizzat bulundum
Ama inan ki hiç ama hiç
Senin gibi biri olmak istemedim
Hele de ' biri ' olmayı
Aklımın ucundan bile geçirmedim !

(06.12.2008)

12.08.2010

Kocatepe

Aynalar
Ve saat 12:11
Çoğu için yeni başlamış gün
Geç biter onlar , yasaklanmamış

Aynalar
Ve saat 12:13
Anlamak güç değil
İçimde bir çığlık gizli
Ağırdan alır , sırasını bekler

Aynalar
Ve aynaların ardında sır
İmmateryalisttir hepsi
Çığlıklar değil
ışıklar yansır

11.08.2010

Mart Kapıdan Geldi

Kedi
Rengi neydi hatırlamıyorum
Usul usul geldi
Üşür gibi bir haldeydi
Yorgunduk ikimiz de
" Ne kadar uzaksam
o kadar yakınım " dedi kedi
Yalnızlık deneyimin kobayını yedi ve
Koynuma giriverdi

10.08.2010

Sinek

Yola arkamı dönerek başladım bu şiire
Sonbahardı , tazeydi soğuğu Ankara'nın
Yenik düşmüştüm
Sonunda bileği bükülmüştü
gecelerin bunak efendisinin
Ne hiçbir şey benden tat alıyordu
Ne ben hiçbir şeyden
Henüz dökülmemiş yapraklara
örnek olurcasına
Önce gözlerim sonra ellerim dökülmüştü
İhtiyacım yoktu parmaklara
Saçma sapan rakıyı özlemiştim
kusmak için kokusuna
Ne yüzle bakacaktım yola
Ne yüzle bakacaktı gecelerin efendisi
sevdasına
Cesareti esaret olarak görmüştü bir kez
Esarete cesareti yokken
dönemezdi arkasına
Baksa da göremezdi
Düşmüştü gözleri

Son kez ihtiyaç duydu parmaklara
Taktı kasıklarına
Yazdı bu şiiri bakmadan yola
İki damla gözyaşı döküldü ağzından
Tepti ağzına sigarayı
Çay da yoktu
varsa yoksa kola

9.08.2010

Hayati

Umut olsun adım
Taşımı diktiklerinde
Ağlayacak kalmasın halim

(15.07.2008)

Saklambaç

Bir körü sevdi ışıkların efendisi
Görememeyi göze aldı bile bile
Dört duyu yeter deyip bağırdı
Aşkını bağırdı canlı hissettiği herşeye
Zarar ziyan bir yankıyı arar oldu sonunda

Ebe yapılmış oyunda
O parlayan gözler
karanlık korkusuyla kör olmuş
Gölgelerin gücü adına !
Gölgeler, ışıkların efendisi gördüğü sürece
Işıkların ardına !

(24.07.2009)

7.08.2010

Shattered Fortress II

Geceme hoşgeldin !
Sapasağlamsın seziyorum
Bense
Tüm duvarları yıkılsa da
Dimdik ayakta duran
Karanlık bir kaleyim
Yalnız değilsin , biliyorum
Ne zaman yolculuklarına
Ne savunulası rüyalara
Ne de güllelerce gül vermelere
izin yok fedailerimden

Mutlusun , öğreniyorum
Artık sırası geldi
Kendi bayrağımı çekiyorum !

(14.07.2008)

6.08.2010

Kızılcık

Özür dilemeliyim ateşböceğinden
Daha latince ismini bile bilmeden
İsim taktım ateşine böceğin
Hiç yadırgamadı ama şaşılacak şey
Karanlıkta ışığım oldu
-haberi var mı bilmem-
O yürüdü , ben yürüdüm
O durdu , ben hala yürüdüm
Nasıl nasıl seviştik oysa
ki yokmuş o
Şizofrenliğime üzüldüm

(18.07.2009)

5.08.2010

Genelev Mucizesi

Ayın dördü bugün
biçimsiz insanların biçimlendiği
bir gün
Bugün
durdurun şu şehveti demek
yetmiş lira
dostluk denen zırva
iki kontör
zehir zemberek bir paket
dört lira

Dolmuş paralarını da hesapladın mı
Bugün
yanlışını görmek temizinden seksen lira

4.08.2010

Mevsim Değişimi

Eve mavi montlu bir çocuk girdi
İçiyle dışıyla sırılsıklamdı çocuk
Yaş ödünç almıştı yağmurdan
Tam tepesindeydi şehrin
Yakamadı çakmağını
Yine de meydan okudu terkedilmeye
Ne kadar kudretli küfürü varsa
Hepsi ağzını bir volkana satıyordu

Yaş ödünç aldı yağmurdan
Savurduğu yumrukların anlamına aldırmadan
Eve mavi montlu bir adam girdi
İçi sırılsıklamdı adamın
Kalbini yokladı
Yağmurla dağılan kırıklar çamur kıvamındaydı
Ve artık anladı :
bugün yaşlanmıştı

(12.09.2008)

3.08.2010

Ozanlar zaten ölüdür ...

***

Laughing, crying, tumbling, mumbling.

Gotta do more. Gotta be more.

Chaos screaming, chaos dreaming.

Gotta do more! Gotta be more!

Sir Charles Dalton




To the Virgins, to Make Much of Time


Gather ye rosebuds while ye may,
Old Time is still a-flying:
And this same flower that smiles to-day
To-morrow will be dying.

The glorious lamp of heaven, the sun,
The higher he's a-getting,
The sooner will his race be run,
And nearer he's to setting.

That age is best which is the first,
When youth and blood are warmer;
But being spent, the worse, and worst
Times still succeed the former.

Then be not coy, but use your time,
And while ye may, go marry:
For having lost but once your prime,
You may for ever tarry.

Robert Herrick